Kayıtlar

Dönüm noktaları

Resim
Gece iki gibi karım bir sancıyla uyandı. Vakit vardı aslında daha ama uykudan uyandırıyorsa vakti gelmiştir demekmiş. Uydurduğum sıcak su masajı işe yaramayınca Hastaneye gittik. Sabah 7 gibi oğlum dünyaya gelmişti. 22 yaşındaydım. Hatta tam olarak 22. yaş günümde baba olmuştum. Tarifi imkansız, yaşanınca anlaşılabilecek duygulardan biriydi.
Ertesi gün, birden fazla üyeli ailemi hastaneden eve getirip bir şeyler atıştırdıktan sonra öğlen vakitlerinde işe gittim. Avukatlıkla ilgili mezuniyet öncesi staj başvurularının sonuçsuz benim de iyice çulsuz kaldığım bir dönemde girdiğim bir işti bu. Farklı alanlarında toplamda 3 yıl kadar çalıştığım, yapı izolasyon malzemeleri satışı ve taahhüt işleri yaptığımız bir iş... İş yerine vardığımda nakliye aracı, çoğu anadolu yakasında biri Gebze'de olmak üzere 5 farklı noktaya ürün teslim etmek üzere hazırdı. 3,5 ton istiap haddi olan bir kamyonete yüklenmiş 7,5 ton mlazemeden bahsediyorum. Benden işe yeni başlayan şoföre yolları tarif etmem ist…

"... hakkımız, söke söke alırız"

Resim
Beş sene kadar öncesiydi. Plastik ham madde imalatı ile uğraşan yakın bir akrabam (adı Ali olsun), çok yakın arkadaşlarıma ait bir firmaya mal satmış ve karşılığında çek almıştı. Ben dolaylı olarak vesile olmuş ama aralarındaki ticarete hiç müdahale etmemiştim. Daha öncesinde çek meseleleriyle ilgili çok canım yandığı için her ne kadar güvensem de arkadaşlara referans olmamıştım.
Çekin vadesi geldiğinde bu meseleyi buraya yazmama neden olan olay oldu ve o çek ödenmedi. Arkadaşların plastik enjeksiyon imalatı bizim şirketin üst katında yapılıyordu. Ali bir hışımla girdi içeri. Parasını almadan gitmeyeceğini ve gerekirse ortalığı birbirine katacağını söylüyordu. Çok sert tavırlarla üst perdeden yaptığı bu çıkış arkadaşların hiç hoşuna gitmemişti tabii. Ama Ali, daha önceki deneyimleri ve babasının üzerinde kurduğu baskı sebebiyle bu tavırlarında haklı olduğunu düşünüyordu. Ayrıca başka bir yaklaşımla parasını alamayacağından da son derece emindi. Arkadaşlar borçlarına karşılık arabalar…

Vimeo'nun erişime kapanması şerefine tekrar

Blogger'ın erişime kapandığı sıra bir video hazırlamış ve bolugumda bir yazı yazarak paylaşmıştım ama Prison Break adıyla upload ettiğim için hem YouTube'dan hem de Vimeo'dan kaldırılmıştı. Başlıktaki sebeple tekrar düzenleyip yayınlayayım istedim (Vimeo nedense üye kabul etmediği için oraya tekrar upload edemedim). Şimdi tekrar izleyince diyaloglar daha iyi olabilirmiş gibi geldi. Hatta ne saçma diyaloglar lan onlar. Olsun ama maksat hasıl olmuş yine de:) Umarım artık bu sansür saçmalıkları da bir son bulur.
Bu arada video, Prison Break'in son iki sezonunu izlemeyenler için spoiler içermektedir.
Beceremedim şu düzenli blog yazma işini. Son yazımın üzerinden sekiz ay geçmiş mesela. Bu arada bir şeyler yazasım gelmedi değil ama... Aması falan yok aslında, yazmadım işte.
Şimdi bakıyorum da yazmaya başlamama hep bir şeyler vesile olmuş, kendiliğimden başlamamışım hiç. Marketingist'e katılmışım yazmışım, bir kitap okumuşum yazmışım. Bir de aralara bir şeyler serp…

Chris'le Aramdaki En Büyük Fark

Resim
Geçenlerde hanımla ne zamandır ara verdiğimiz film seanslarından birini gerçekleştirdik. Çocukları uykunun sıcak ve güvenli kollarına teslim edip demli çay eşliğinde başladık seyre. Film, afişinin bir şekilde beynime kazınmış olmasından mıdır bilmiyorum ama izlediğimi zannettiğim, Burak Büyükdemir hocamın geç okuduğum bir yazısıyla izlemediğimi farkettiğim The Pursuit of Happyness.
(Yazının bundan sonrasının bir anlam ifade edebilmesi için şunun okunması faydalı olacaktır.)

Film boyunca sık sık bakıştık hanımla birbirimize (bilirsiniz o bakışmaları). Hele o tuvalet sahnesinde resmen burnumun direği sızladı. Spoiler sayılır mı bilmiyorum ama film mutlu sonla bitiyor neyse ki. Tam da "..hisselerini (bilmem kaç) milyon dolara sattı" kısmında hanıma dönüp
-Gördün mü adam milyon dolara satmış ama hisselerini.
dedim. O da,
-Hee satmış ama anasından emdiği burnundan gelmiş.
dedi. Şöyle bir havayı kokladım ve baktım ki saha ve zemin müsait. "Buradan bir gol çıkar." dedim kendi…

Devenin Raks Etme Zamanı

Bir süredir etrafımda, özellikle medyada dönüp duran tartışmalar karşısında hissettiklerim Fuzuli'nin bir sözünü sık sık hatırlamama neden oluyor:
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. Aşağıdaki hikaye bu çaresizliğin stresiyle baş etmemde çok yardımcı oluyor bana.

"Adamın birinin bir devesi ve eşeği varmış ve bunları çok çalıştırıp az aş verirmiş. Bir gün bunlar:

-Böyle giderse açlıktan öleceğiz, iyisi mi kaçalım

demişler ve kaçmışlar. Belli bir süre gittikten sonra çok güzel, çayır çimenin bol olduğu bir yere gelmişler. Burada belli bir süre sefahat içinde yaşamışlar. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındaymış. Derken bir kervan geçmiş oradan. Tabii bunlar korkup saklanmışlar. O esnada eşek:

-Deve kardeş benim anırasım geldi, dayanamayacağım

demiş. Deve:

-Yapma etme, anırırsan bizi görürler

dese de eşek dinlememiş anırmış ve kervan sahibi bunları görmüş. Hemen yakalayıp kervana almış ve üstlerine yükleri de yüklemiş. Bunlar çölde o ağır yüklerle giderken eşek d…

Meleğim Yatırımcım

Yıl 2002. 20 yaşında, delikanlı çağında, kesseler acımaz kıvamındayım. Göztepe'den geçerken gördüğüm son model arabaların benim olması hayalini kuruyorum. Derdim binip hava atmak değil, satıp parasını evliliğe yatırmak. Seviyorum yani. Hem de çok. Razı değilim bir günün dahi farklı iki çatı altında geçmesine. Gel gör ki, meleğimin ailesi de evlenmesine razı değil. Bir gün okula diye çıkıyor evden meleğim, istikamet arkadaşının evi. Ya annesi razı edecek babasını, kızının işsiz ve parasız bir öğrenciyle evlenmesine ya da istikamet bizim ev. Şükür ki razı ediyor annesi babasını ya da razı olası tutuyor babasının ve zafer bayramının bir gün sonrasında, ikinci sınıf bütünlemelerinin iki gün öncesinde istikamet dünya evi. İşte benim en (ve şimdilik tek) başarılı girişimim.
İşsizlik illetini hemen atamıyorum bünyemden. Öğrencilik illetini ise atarken hiç zorlanmıyorum. Sonra bir iş buluyorum kendime. Sonra bir başkasını... Sonra da bir başkasını... Ama bir türlü kendimi bulamıyorum. De…

Girişimcilik Belası

Resim
Düzenli bir geliri ve altımdaki dört tekeri terk edeli bir yıldan fazla olmuş. Nasıl da ikna etmiştim eşimi: "Canım en fazla altı ay... Fikir süper! Yazılımcıyı ayarladık. Tasarımı da o halledecek. Askerde olmasa daha kısa sürerdi ama olsun. Şirketten bizim X (bir arkadaşım) için aldığım borç para var ya, onunla ilgili Y Bey'le (eski patronum) görüştüm. Beş ayı geri ödemesiz dokuz taksitle ödeyeceğiz onu ama X hemen ödemeye başlayacak bize. Yani beş ay belli bir gelirimiz de olacak. Siteyi açtıktan sonra kendiliğinden yayılacak zaten (fikir süper ya). Ondan sonra da kısa sürede en kötü ihtimalle şimdiki durumumuza geliriz. İyi ihtimali sen düşün". Kendimi nasıl ikna ettiğim de ortaya çıkıyor böylelikle. Derken çalışmalar başlıyor.
Ofis, işe beraber girmeye ikna ettiğim arkadaşlarımın ofisi. Bir bilgisayar firması. Bu arada ikamet Gaziosmanpaşa, ofis Üsküdar'da (şu an Ümraniye'de). Kitap ve gazete okumak için bol bol vakit demek bu. Dert etmiyorum yani . Yazılımcı…